Aydaki AdaM
3/18/2007
AYDAKİ ADAM'DAN BLOG SEYAHATLERİ BOYU AĞIZ TATLANDIRICI NİYE

 

UN KURABİYESİ

Malzemeler :

 

rota ;oksijen;coşku ;denge ;hassasiyet

yalnızlık; umut ;mevsim;rüya;mimikler

un;uzak su damlası;sancı;fırın

ay tozu pudra şekeri; tepsi;sahil     

diyafram;koro;ıslık ;duman;margarin

bunlar yahut bunların muadilleri gibi şeyler...

 

Hazırlanışı:

 

                Pencere dışarıya açılmak ister; bir mevsimin üşüyen iç organları gibi;  içerilerde bir temaşa sergilemek ister gönül; çünkü bahar dışarının ötesinde, için ta içindedir; şehir paçalara bulaşan yoğun bir çamur şiiridir, çitiledikçe dibini, tarihin çiçekleri kendi topraklarını özleyerek sarılır lekelerin bıraktığı izlerin üzerine; aralarsın dolabı; içerideki soğuk yüzünü bulur; oysa sıcak olmalıdır her hevesin teni ki sarıldıkça unutabilesin mevsimin  seni içine almak için beklediği yalnızlık bültenini; soğuk, kuru dolap ışığı yüzünün donmak üzere olan mimiklerini aydınlatır;  biraz mimik saklamışsındır bugün için; zedelenmiş manasız laflamalardan sıyrılmış bir avuç mimik dolabın sarı ışığında;  hayatın okyanusundan suni bir akvaryum tatlı suyuna bırakılmış bir tür balık gibi hissedersin kendini, kendi yüzgeçleri üzerinde durmaya çalışan; her daim dipte mi olmalıdır bir balık;  diplerin derin mavi sarhoşluğunda kum rengine bürülü aldatmacalarıyla dolu yaratıklarla savaşmalı mıdır yoksa güneş ışığı ve sıcağın titreşimine bürülü yüzeyde, yüzeysel bilinci ile yüzeysel yüzeysel dolaşmalı, kolay oksijen eşliğinde benzerleri ile yüzmeli midir; hayır, belki de ay’ın gümüş ipliklerine ve ay’ın gecenin içine salgıladığı sancı ve görkem ile tutunmalıdır suyun doğasının kabarcıklarına; bilmeli bazen bedensiz bir balık olmayı, hayalet teninin ay ışığı rotasında; ilerlemeli ve alışmalısın her zaman solungaçlarının ve pullarının görünür olmamasına; hayalet bir balık belki hem dipte, hem yüzeyde, gizli bir ay ışığı senfonisinde, kayıp bir nota gibi gezinir, hem dipte değil, hem yüzeyde değil, olarak; buz dolabının soğuk sarı ay ışığında bir dışarı çıkış vardır, ta ki en uzak su damlasında kendini bulana dek;  en uzak damladır seni sen, rotanı rota, erdemi erdem kılan; hırsın ve yalanın kumuna göğsün değmiş, yüzeyin nemli sıcağında sırtın çizilmiştir; acımak istersin her harekette, her dilde, acıyamazsın;  vatoz anlasa, yengeç bilmez, palamut duysa, yunus görmez, çığlığın rüyasındaki haykırışı; en uzak damlanın seması bir gıdım oksijeni sonsuz kılar; dolabın koca boşluklarını soluk sarı ışık doldurur boş bir edayla; katlarda gezinir boş bir bakış;  kat kattır soğuğun soluğu; her biri dolu olmayabilir;  bir döngüsel havadır tüm bilebildiğin; katları dolaşan bir karbondur; ilk asansöre binişliğin haylazlığıdır boyun elverdikçedir coşku; bir çocuktur her katta durdurma düğmesine basan ve bu durgunluğun merakıyla sonsuzluğun katlarına çıkmak isteyen; gözün görmüştür aradığını; ölçü bilmez bazen kalbin, 250 gramlık hayal gücünle, 250 gram olup olmadığından emin olamadığın ve ambalajlara güvenmekte zorluk çekerek uzandığın paketi alırsın margarini avucunun mevsimlik sıcağına; artık sudan çıkmış süte dönmüş gibidir yağ, bir tutam otun yeryüzünden besin zincirine göçüdür, bir büyük başın küçük derdidir geriye kalan, otlaktan aldığı ilhamı beşeri ihtiyaca gark ettirmek; fabrikasyon bir düğümdür ambalajın üzerine atılmış, yüzeyin gün ışığı üzerine resmedilmiştir; ay ışığı dolabın içine kapatılır; hep merak etmişsindir soğuk sarı ay ışığı parlamaya devam eder mi içeride bir yerlerde; hayaletçe girmek istersin kapıları aralamadan içeriye; görmek istersin yansıyan ışımanın ruhunu, ellerini; ama hayalet bir notasın senfonide gezinen; neredesindir ki seni sen bile bulabilesin bazen; göremezsin merakın giysisini çünkü aynalıdır o, kıyafeti gösterir sana çocukluğunun sesini; bir elinde 250 gram olup olmadığı belirsiz margarinle, diğer elinde 250 gramlık bir şüphecilikle mutfağın bilinç altında bir takıntı gibi kala kalmışsındır; adalet mitolojisi simgesi gibi, şüphe hassasiyeti dengeler; pencere içeriye açılmak ister; sen dışarıya girmek zorundasındır; işte böyledir hassas dengeler; coşkunun geri kalanı için daima malzemeye ihtiyaç duyarsın, bir isteği yerine getirmenin tüm malzemesi hevesinde yuva yapmışken; şehir içinde ağır şartlarda harıl harıl bir makine gibi işliyorken; otantik bir beden dili kuşanıp kapıyı açarsın dışarıya doğru; gizli ve kof olmamasını umduğun bir hayat ağacının kahverengi kemiklerinin aşkından ibaret kapılardan geçer, betonu acelenin rotasıyla yarıverirsin; sokaktasındır; asfaltın cevabı ayak altlarında, sevmekten vazgeçemediğin kozmopolit taşrada şiir gibi akmak istersin; tüm sonlar ve tüm ilkler yol ağızlarında döngüsel katarlar vücuda getirir; tüm vücudun tek başına bir nedensellik hücresidir; içinden kor hayatlar akar, ayrılıkların ve özlemenin hassas sinir uçları gibisindir; her lodos değişinde biraz daha artar ağrı; su biraz daha çekilir çiçeklerin ve leylakların diplerinden; bir uyuşma hissi gibidir yürümek senin için; bir pencere gibisindir yer altının kilerinden soğuk mevsime açılan; şahsi alanın içerisinde şehrin atmosferine bir sigara dumanıyla katkıda bulunuverirsin belki de; her ciğerde gezinen kayıp notasındır; her nefeste bir parça karbonsundur; bir harfsindir meydanlarda her gördüğü kendi yabancılaşmışlığına yerli yersiz yerel adresler soran; korodaki hayalet sopranosundur, çığlığını balık tonunda içine atan; gri göğün pencereleri içine açılır; bulutların kılıfını hissedersin yüzünde; kayıp notasındır; karabasan dokunmuş gibidir ses çıkmaz diyaframının en takıntılı damarına; çünkü kara basma iz olur, yar gelmezse güz olur gibi olmuştur sanki; kozmopolit şarkının yerde bıraktığı kırıntılardaki masallar sarar havayı; taşra öbeğin sinesinde açılmış şair çukurlarını düşünürsün; şiirlerin içine düştüğü sonları düşünürsün; yürürsün; düşünmemelisindir sanki; elindeki denge haritası sana hatırlatır eksikliğini; yolculuk bazen taşımaz kendi yük gemisini arayışının cebinde; girmelisindir bir kapıdan içeri, girersin…

 

                ‘Merhaba süper marketçi amca!’

                ‘Merhaba, ne istemek isterdin?’

                ‘Süper bir şeyler. Öncelikle ay tozu istiyorum, uzun yollar yürüdüm, sonra yirmi beş otuz tane kadar badem içi istiyorum, yarım kilo tutarında yarım kilo un istemek istiyorum. ’

                ‘Hay hay başım üstüne, demek için ne kadar can attığımı bilmeni istiyorum, lakin saydığın şeyleri şöyle bir hafızamda tekrarladığımda bunlardan birinin beni ne kadar çok düşündürdüğünü anlamalısın, bizde o bulunmaz, satmadık ve satmamıza imkan yok. ’

                ‘Hangisidir o saygıdeğer süper marketçi amca?’

                ‘Ay tozudur . Bizde ne arar birader o!’

                ‘Hayatımın alış verişe denk gelen bölümlerinde belirli bir mesafeyi korumak ve gözetmek için ne kadar çabaladığımı bilmenizi isterim sayın süper marketçi amca, bu nedenledir ki bana birader demeyiniz. ’

                ‘Ama sen bana kaç keredir amca demişsin. ’

                ‘Hafızanızı mı taradınız yine?’

                ‘Şüphesiz. ’

                ‘Ben özür dilerim, ne bileyim eskiden süper marketler yoktu bu kadar çok, bakkallar daha yoğunluktaydı, onlara amca demek adeta bir gelenekti. Ayrıca şunu da ilave etmeliyim ki, bakkal amcaların tezgahları üzerinde her zaman ay tozu kavanozu olurdu. Eski tatlar kalmadı artık, eski kışların kalmaması gibi. ’

                ‘O dediğin leblebi tozu yahut un kurabiyesi kavanozlarının dibinde kalan kırıntılardır, sen çocukluktan kalma anılarının uzak bulanıklığındasın, hafızan seni yanıltıyor. ’

                ‘Keşke hafızam beni değil herkesi yanıltsaydı da böylece inanırdık ay tozlu tatlı anılarına. ’

                ‘Çok uzattın lafı, arkanda müşteriler bekliyor, ay tozu yerine pudra şekeri vereceğim. ’

                ‘Verin. ’

                ‘Diğer istediklerin de hazır. Hepsini bir poşete koyayım mı?’

                ‘Şüphesiz. ’

                ‘Buyur, afiyet olmasını temenni ederim. ’

                ‘İyi günler dilemek istiyorum size ve sizin aracılığınızla tüm sevdiklerime. ’

                ‘Bir dakika ücretini ödemedin!’

                ‘Yanımda yeteri miktar yok, yaz yine deftere süper marketçi amca, yap bir süperlik. ’

                ‘Hep yazıyoruz zaten, hep yazıyoruz!’

 

                Yürümeye başlarsın yine; kaldırım çizgilerine değmemeye çabalayarak; sınırların arasında kalan kaldırım kıtalarının üzerinden yeni dünyaya platonik bir aşkla tutunmuş bir kaşif gibi; antik değerler biçersin kendi adımlarınla işaretlediğin yürümüşlüğe; mimiklerin yeniden yüzünün portesinde dizilir yavaşça; edilgen bir ıslık takınırsın dudaklarına, etken bir şarkının melodisi titreşimlerle yayılır yollara; insanlardan çok randevulara geç kalmamayı önemseyen biri gibi yürümeye başlar, başını öne eğer, bakışlarınla ayaklarına destek olursun; ayaklarından bakış geri gelir sana; ölçü bilmez gönlün ve gayet ölçülüsündür; girersin kapıdan; kapı içeri, pencere dışarı açılmak ister; ay tozsuz tezgahına tepsiyi koyarsın; çok eskilerde insanların dünyayı tepsi gibi zannedip, bir öküzün boynuzları üzerinde durduğuna inanmaları gelir aklına; batıl bir hayvanın nasıl zamanla ilime kurban edildiğini düşünürsün; margarininin 250 gramlığına inanır, ay tozu sarısıyla yaklaştığın pudra şekerini açar, ikisini birlikte tepsiye boca edersin; başlarsın karıştırmaya; uzaktan bir hayalet balık gibi izlersin denizinden, tepsi içindeki yığının nasıl zamanla beyazlaştığını; bembeyaz bir sahil oluşturduğunu karşında; karada, bir öküzün boynuzları üzerindeki ana karada yüzebilmeyi düşünürsün; en uzaktaki damla en uzaktaki kum tanesinin hayaliyle buharlaşır; un dökmeye başlarsın bu karışımın üzerine, betonlaşır kıtan; karıştırırsın yine ellerinle; coşkun bir kas hareketi sonatıyla parmaklarından tepsine akar; artık tepsideki düzlüğü ilim ile yuvarlaklaştırma zamanıdır; artık boynuzların üzerinde olmamalıdır; ellerinle parçalar alır, yuvarlaklaştırırsın; gezegenlerini keşfedilmek üzere yörüngelerine koymaya hazırsındır; birer badem içi tanesi koyarsın üzerilerine; en uzaktaki tanedir tüm yolculuk; yuvarlak dünyaların içinde gizli olandır yolculuk; dolabın sarı soluk ve soğuk ay ışığı yoktur artık; sıcak fırının içinde, sıcak yaz gecelerine bırakırsın bir süre yuvarladıklarını; döngü tamam olur; hafif ısısında beyazlaşıncaya kadar dururlar ısının kanatları altında; sonra tekrar soğur tenleri çıkarınca; ay tozu sanrılı pudra şekeri dökülür üzerilerine; işte böyledir bu işin hikayesi;  böyledir un kurabiyesi,

                                                                              Afiyet olsun.  

 

(‘Yaz deftere. ’

‘Hep yazıyoruz zaten, hep yazıyoruz!’)

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
posted by aydakiadam at 12:41 | in: YEMEK
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar(38)
Yorumlar:
Yorum Ekle
merhaba...
yeni gördüm blogu :)dunyadan aya cıkmaya vakıt bulamadım ki:) ama geldım gordum gıderken ...beklerım demek ısterım son olarak..
Posted by huzzamfasli at 2007-06-29 10:31:03, 2007-06-29 10:31:03 | Bağlantılar | |
merhaba
havalar fena çarpıyor, peçete taşımak lazım gele, terliyoruz her dakika :)
benim peçetelikler pek işe yaramaz peçete taşımak için ama güzel oldular işte:)
Posted by turkanka at 2007-06-28 18:51:07, 2007-06-28 18:51:07 | Bağlantılar | |
teşekkürler
gerçekten bu kadar yoğunluğunuz arasında bana dönmeniz çok ince bir davranış teşekkürler.
mektubunuzu pardon yorumunuzu aldım ve çok sevindim.bende karşılık vermek istedim hemen. :))
burada havalar çok sıcak bunalıyoruz orada havalar nasıl??vs.....
neyse şaka bir yana.sizin blogunuz çok ilginç tanışmış olmaktan memnun oldum.
ayrıca iyi dilekleriniz için ayrıca teşekkürler,gerçektende dünyanın hızına yetişmek imkansız . ayda yer varmı arkadaşım ??
ben herzaman bloğunuza uğrayacağım
sizi de vakit bıuldukça beklerim. ayrıca serinlemeye beklerim.
herşey gönlünüzce olsun.
byeee
Posted by nilayak at 2007-06-28 12:23:09, 2007-06-28 12:23:09 | Bağlantılar | |
selam aydakiadam
beni eklemişsin umarım sende benim bloğumu gezmişsindir. tabii ayda yorum yazmak gibi bir alışkanlık yok galiba :))
bloğuna bir bakıpta seni eklemek istedim veeee. gerçekten çok ilginç bir tarifti un kurabiyesi. teşekkürler..paylaşımın harikaa.
bende aynen mutfakta böyle hikalerle yemek yaparım bilirmisin. seni tanımak çok ilginçti. her zaman beklerim çünkü listeme aldım seni arkadaşş...
herşey gönlünce olsun. yorumlarını,ilginç yorumlarını bekliyorum. sabırsızlıkla.
herşey ,istediklerin aydaki kadar yavaş değil hızla olsun.. sevgilerrrrrrrrr.
memnun oldum.
Posted by nilayak at 2007-06-27 20:37:38, 2007-06-27 20:37:38 | Bağlantılar | |
Merhaba
GİTME

Bırakıp gidersen, beni meleğim.
Yüzüme son defa gülmeden gitme.
Ömrümü harcasan değer meleğim
Seversen canımı, almadan gitme.

Gidersen ayrılık ruhumu boğar.
Rahmetin cesedim üstüne yağar.
Gün olmaz, geceler yeniden doğar.
Güneşim üstüme doğmadan gitme.

Bülbülüm gitsende solmaz güllerim.
Saçından bir teli boğmaz sellerim.
Tenine değmeden ölmez ellerim.
Alnıma buseni, koymadan gitme.

Baharın yerini, gözlerin almış.
Güneşin rengini saçların çalmış.
Elinde sermaye bir aşkın kalmış.
Kalbimi bohçana sarmadan gitme.

Esmesin durdurun firkat yelimi.
Rüzgara ağlayıp büktüm belimi.
Muhannet bilmesin yeter halimi.
Unutup hatrımı sormadan gitme.

Bu baki aşkımı, taşıma yazdır.
Uğruna canımın ölümü hazdır..
Hasretim vuslatı, kalbine kazdır..
Üstümü toprakla örtmeden gitme.

Çiçekler toplayıp, aşk ile bağla.
Ağıt yak derinden ruhumu dağla.
Başımda oturup bir zaman ağla.
Taşıma gözyaşı dökmeden gitme.

Toprağıma algülleri ek de git.
Her birine göz yaşını dök de git.
Bu hasreti biraz olsun çek de git.
Mezarımda figan etmeden gitme.

Burada bırakma, bunca emekle.
Helal et hakkını, bir daha ekle.
Azaldı ne olur, akşamı bekle.
Üstüme karanlık çökmeden gitme.

Bahar gelsin arı çiçek toplasın.
Sevgililer sarmaş dolaş hoplasın.
Başucumu koyun kuzu kaplasın.
Gögsümde çimenler bitmeden gitme.

Az ötemde ayak yolu oluşsun.
Ana evlat yakınımda buluşsun.
Baştaşıma güvercinler doluşsun.
Yükseğimde karga ötmeden gitme.

Bu vefa senindir el benim sansın.
Adınla merhamet, adımı ansın.
Çobanın sevdası ateşte yansın.
Kavalda dumanlar tütmeden gitme.

Ömrünü üstüme, üfle züleyha.
Nefesin ruhuma sonsuz rayiha.
Her telin hatrına, oku fatiha.
Saçların ruhumu sarmadan gitme.

Mansur İlhan Yakar



HIÇKIRIK

Yine bir tel aldım hasretim yardan.
İdamlık fermanım, nasılsın dedi.
Gözleri sulandı, sinemde zardan.
Sus artık sevdamız, asılsın dedi.

Bir yanda gözyaşı yalancı derman
Susarak bekledik öylece bir an.
Git dedim git kapat, tükendi zaman
Son sözü hıçkırık, hoşçakal dedi.

MANSUR İLHAN YAKAR




ÇÖL ŞİMDİ

Muhannete ekmek olmuş hamurun.
Közlediğin ciğerini yer şimdi.
İncitmeden tarar idi yağmurun.
Dolu kırar saçlarını ör şimdi.

Ört üstünü son mektubu yatırda.
Üşümesin ayrılıklar hatırda.
Veda etmiş en son iki satırda.
Sevdiceğin sana olmuş el şimdi.

Bulutları dönüştürdüm andıma.
Kar boranı çalıştırdım kendime..
Aşkı rahmet olan gelsin bendime.
Tepelerden inan sular, sel şimdi.

Nice dilber tutuşurken yanmazdın.
Zikredenin sen ismini anmazdın.
Dizlerine bal dökülür banmazdın.
Ekmeğini bir pekmeze, böl şimdi.

Göz pınarın firak ile, sulandı.
Vuslatını seven haber, yalandı.
Kerbelasın, aşkın kana bulandı.
Her tarafın kızıl kandan, göl şimdi.

Elmasıydı müsebbibi Havva'nın.
Alem oldu rahmetiyle Mevla'nın.
Selamı var sana Mansur, Leyla'nın.
Arar isen aşkın yolu, çöl şimdi...

Mansur İlhan Yakar



AŞK

Kelam-ı dilde nihan, tarife perdesin aşk.
Zar olmuş cümle cihan, derd ile dildesin aşk.

Firak ile ağlamış, kırk yıl naçar meydanda.
Arafatta kavuşmuş, Adem'e özgesin aşk.

Ve dahi Havva bile, bayılmış vuslatında.
Sen değilsin ya adem , sekr ile düştesin aşk.

Pervasız vurmuş Kabil, uğrunda ahdı bozmuş.
Peygamber evladından, kan ile yerdesin aşk.

Nameye yazmış Belkıs, dil-i cihan Süleyman.
Al götür pay-ı tahtı, melike serdesin aşk.

Cemalini lutfeyle, görüp şadan olayım.
Kelamullah gözüne, şevk ile perdesin aşk.

Elma soymak marifet, göz Yusuf'a bakarken.
Rüsva biziz Züleyha, kan ile düzdesin aşk.

Müsebbib-i eflakın, nurundan Uhud dağı.
Tazim ile titreyen, güzide beldesin aşk.

Ehl-i beyt-in şehidi, Kerbela'da Hüseyin.
Sakinesi ağlıyor, coş ile özdesin aşk.

Resül'ün gül yüzünü, görmek için şahlanmış.
Muradına ermeyen, Veysel'e perdesin aşk.

Enel-hak feryadıyla, gölgeyi zatı sanmış.
Mansur taşa ah demez, inciten güldesin aşk.

Gaiblerden bir adam, deve arar tavanda.
Kayıp cana baharken, Ethem'e güzdesin aşk.
Taptuk'un kapısından, sokmaz eğri odunu.
Yunus yanar içinde, kül ile közdesin aşk.

Leylanın mihrabında, zahiri görmez mecnun.
Dervişin görmediği, göz ile çöldesin aşk.

Ahd-ı peyman eylemiş, sıdk ile Şirin yare.
Dağları parçalayan, gürz ile eldesin aşk.

Bayezid-i divane, saltanatı unutmuş.
Sultan sana pervane, tahtından özgesin aşk.

Veysel'in gülü toprak, dallarda çiçek sevmiş.
Arz-u halin çaresi, saz ile sözdesin aşk.

Kudretim kafi değil, kelam bulsun nihayet.
Mansur'a esti rüzgar, biçare yeldesin aşk.

Mansur İlhan Yakar
Posted by Mansur at 2007-06-27 15:59:39, 2007-06-27 15:59:39 | Bağlantılar | |
*x*x*x
günaydın çok lezzetli görünüyor...Ellerinize sağlık...!
Posted by ciwciw at 2007-06-27 09:03:59, 2007-06-27 09:03:59 | Bağlantılar | |
Merhaba
...,
Posted by Malihaber at 2007-06-27 06:17:27, 2007-06-27 06:17:27 | Bağlantılar | |
kurabiye
sıcak çikolatalı kurabiye, yanında ise soğuk kola.
bize iki zıtlığın müthiş uyumunu gösterir.
Posted by pudratozu at 2007-06-22 15:55:01, 2007-06-22 15:55:01 | Bağlantılar | |
izinsiz kurabiye partikülleri biriktirmek
yazlılarınızı tatminsiz ve izafi bir şekilde öndeki araçtan takip ediyorum.Ve fakat ne acıdır ki insanoğlunun aya çıktığı konusundaki söylenen yalanlar ve yaklaşan seçimler beni inmek istediğim en yakın bulvar pasajının giriş eğrisinde üst damağımdan yakaldı.Şu konuda kendi kendime şartlanmak ve tabularımı alt üst etmek istiyorum.Tüm tarihi olaylar sonucunda ortaya çıkan bir gerçek vardır ki Japonların sevimli ve ufak olmalarının yanı sıra her konuda erotik ve travmatik bir seleksiyonları mutlaka olmuştur ama ne hikmettirki bu hep üstü kapalı bir şekilde geçilmiş ve örsütülmüştür.Bir cahil atasözünden yola çıkarak yoluma bir son vermek isterim...''YILANDAN KORKMAM BİLENDEN KORKTUĞUM KADAR'' ve üç eşittir asla dört bölü iki...Bu arada gerçek un kurabiyesi tahribimi ''BEN BU ANI DAHA ÖNCE YAZMIŞTIM'' adlı eserimin takdim ve özür kısmında özet olarak bulabilirsiniz...
Posted by orhandan dandan at 2007-06-21 16:30:19, 2007-06-21 16:30:19 | Bağlantılar | |
...
söylesem tesiri yok... sussam gönlüm razı değil... öyle işte... geçiyordum uğradım...
Posted by annakarenina at 2007-06-10 00:19:46, 2007-06-10 00:19:46 | Bağlantılar | |
..
belli ki ay ışığı vuruyor buraya...harf mi yok...
Posted by DarkAngel at 2007-06-08 12:32:00, 2007-06-08 12:32:00 | Bağlantılar | |
...
gelmene sevindim, bir ümitle yine geldim..
nafile, yeni bişi yok, ee hadi artık ama yaaa

sevgiler
Posted by carolisolabella at 2007-06-07 17:38:34, 2007-06-07 17:38:34 | Bağlantılar | |
:))
tsk ederim ben almim..
bu benim yaptigim yani yapmaya calistigim kurabiyelerin tekie benziyor..
kendime yasak verdim.. artik boylelikle seyleri zian etmicem..
sevgiyle.. o0Miszns0o,,
Posted by o0nas0o at 2007-06-06 00:07:35, 2007-06-06 00:07:35 | Bağlantılar | |
..
müzik yine değişmiş...
Posted by DarkAngel at 2007-06-05 13:13:21, 2007-06-05 13:13:21 | Bağlantılar | |
merhaba
ben gelidm yine...
Posted by turkanka at 2007-05-29 10:59:06, 2007-05-29 10:59:06 | Bağlantılar | |
merhaba
kurabiyen zahmetli ama güzelmiş. güzel olması zahmetliliğinden mütevellid heralde.

sevgiler.
Posted by cekirge at 2007-05-17 16:01:47, 2007-05-17 16:01:47 | Bağlantılar | |
..
tarifi verenin ikram etmesi lazım ki tadalım...:)
Posted by DarkAngel at 2007-05-02 19:19:19, 2007-05-02 19:19:19 | Bağlantılar | |
öhö
basın açıklaması yapma zamanın geldi bence..
Posted by tragedian at 2007-04-30 16:29:13, 2007-04-30 16:29:13 | Bağlantılar | |
...
Neden bu kadar zamandır bişi yokk:(((
Hadiiii
sevgiler
Posted by carolisolabella at 2007-04-23 23:46:55, 2007-04-23 23:46:55 | Bağlantılar | |
...düş
..


un kurabiyesinden bıktımmmmmm....



değiştir artık şu yazıyı


..


ballı ılık süt bıraktım
Posted by ipeksol at 2007-04-22 01:57:22, 2007-04-22 01:57:22 | Bağlantılar | |
rüya
dün gece en son senin bu yazını okudum ve çıktım.rüyamda kurabiye ve kek yaptım.ama bir türlü kıvamı tutturamadım.her yaptığım bana piştiği halde un yığını olarak döndü.lezzetleri mükemmeldi ama görüntü berbat.bir de bütün gece yağan dolu rüyalarımı bölünce uykusuz bir gece geçirdim.üstelik bu gün benim için önemli bir gündü veçok iyi performans göstermem lazım.umarım bugün rüyamdaki kurabiyeler kadar dağınık geçmez..
gün aydın...
Posted by Kleopatra81 at 2007-04-19 06:55:55, 2007-04-19 06:55:55 | Bağlantılar | |
toz....
Ay toz-u,
Un (zaten toz)
pudra şekeri ( o da toz)
...
ama ben sadece ay tozu ile denemek istedim kurabiyeyi.nasıl olsa onun da bir tadı vardır belki şeker de istemez, un da...
Posted by Kleopatra81 at 2007-04-18 21:03:41, 2007-04-18 21:03:41 | Bağlantılar | |
kıta sahanlığı
ben bu kurabiyeyi göreli çok oldu.. onlarca kez girdim çıktım sayfana.. "okumicam kurabiyeyi yeni bişi yazsın üf" dedim hepsinde.. yazmadın.. bugün pes ettim okudum.. göçtüm.. hazırlıksız yakalandım yani hahaha diye güler, hiç olmadı biraz sırıtırım diye bekliyordum.. garip oldum ya :S
ha bir de bayatladı abi bu kurabiye..
Posted by tragedian at 2007-04-15 21:39:26, 2007-04-15 21:39:26 | Bağlantılar | |
slm
BİLİYORMUSUN BUGÜN DÜNYA DOSTLAR GÜNÜ BU MESAJI SENDE SEVDİĞİN DOSTLARINA GÖNDER EĞER BENDE O SEVDİĞİN DOSTLARINDAN BİRİYSEM BANADA YOLLA BUNU ON ARKADAŞ INA GÖNDER BAK KAÇ CEVAP GELECEĞİNE
Posted by aagranur at 2007-04-13 01:15:42, 2007-04-13 01:15:42 | Bağlantılar | |
düş
..


canım kurabiye istemiyor artık..tuzlu bişiler yazsan..

..

süt bırakmayacağım bu sefer..ekşitiyorsun..

..

amaaaa..termosla çay bıraktım..


..

gönlünce
Posted by ipeksol at 2007-04-11 21:37:43, 2007-04-11 21:37:43 | Bağlantılar | |
re:
enteresan
Posted by aagranur at 2007-04-06 02:07:49, 2007-04-06 02:07:49 | Bağlantılar | |
afiyet şeker bal olsun
ben burada aydan bile uzaktayım. inanılmazsın sen ve iyi ki varsın..

dakyuz
Posted by isimsiz at 2007-04-02 20:23:29, 2007-04-02 20:23:29 | Bağlantılar | |
düş
..

kandil simidi getirdim..

Posted by ipeksol at 2007-03-31 01:25:18, 2007-03-31 01:25:18 | Bağlantılar | |
...
Aklıma ekmek yapmak geldi..
Malzeme aynı olsa da ekmeği karmasını bilmeyince, maya tutmaz ekmek hamur olur, içi pişmez yavan olur, ateşi ayarlayamazsan yanar olur, kıvamı tutturamazsana ekmek zor olur...
Düşündürücü ve değerli...
Blogunuz çok hoş olmuş, yazı da oldukça özenli ve düşündürtücü...

Sevgimle...
Posted by carolisolabella at 2007-03-29 22:28:47, 2007-03-29 22:28:47 | Bağlantılar | |
MERHABA CAN DOST.... :)
SEVGİLİ CAN,

KELİMELERİNİ DÜNYASINDA GEZİNDİKCE GÖNÜL GÖZÜM. KAH DUYGULANDIM HAK HÜZÜNLENDİM, ÖTE YANDAN İÇİMDE Kİ ÇOCCUĞUN YÜZÜNÜ GÜLDÜRDÜNÜZ SİZ.... :)

BİR KURABİYEYİ ANCA YEMEK, YANİ TÜKETİLMEK İÇİN ŞARTLANDIRDIĞIMIZDAN MI NE...

KURABİYENİN PİŞME KIVAMINA GELİŞ HİKAYELERİNİ HİÇ AKLA GETİRMEZ BİR ÇOKLAR...

VE KURABİYEYE EMEK VEREN EMEKÇİSİNİN DÜŞÜNCELERİNİN KATKILARI...

DONMAK ÜZERE OLAN MİMİKLERİ AYDINLATMIŞ VE ISITMIŞSINIZ SİZ, SİZİN DEYİMİNİZLE...

ÇOK DA HOŞ VEDE SICAK BİR MANEVİYAT İZLERİ BIRAKMIŞSINIZ UN KURABİYESİNE...

SANIRIM ÇOK LEZZETLİ DE OLMUŞTUR KESİN.!

ÇOK İLGİNÇTİR BUZDOLABININ, MİKRODALGA FIRININ IŞIKLARINDA BENDE DE AYNI IŞIK RENK ISI DEĞERLERİNDE HİKAYELERİ AKLIMA DÜŞÜRÜR...

YAZINIZIN İÇİNDE YAŞAM VAR...ESKİ YENİ UZAY....

HEPSİNİN TOPLAMI KAİNAT İÇİNDE Kİ BİR TEK MASAL HİKAYENİN YOLLARINA ÇIKIYOR KENDİ DÜŞÜNCEMCE....

HER YOKLUK BİR ÇOK YİTİRİLEN YOKLUKLARI ANIMSATIR....

BAKKAL AMCA..... :)

EMEĞİNİZDEN BÜYÜK BİR KEYİF ALDIM İNANIN...

MÜZİK, MUHTEŞEMDİ...YABANCI DİLİ BİLMEDİĞİMDEN SÖZLERİNİ ANLAYAMADIM AMA, SANKİ HASRETTEN SEVGİDEN HAYATTIN RENKLERİNDEN BAHSEDİYOR İZLENİMİ VERDİ BANA...

DALDAN DÜŞEN AZAMETLİ SEVGİDEN KOR KESİLMİŞ BİR YAPRAĞIN BİR MELTEM RÜZGARIYLA DANS EDİŞİ GİBİYDİ....

ÖYLE DÜŞLEDİM.... :)

KURABİYENİZDEN DE BİR TADIMLIK KOPARDIM... :)

SEVGİYLE SAYGIYLA HEP SİZ SİZDE KALIN...

İNCİ TUN %POLYANNA



Posted by POLYANNA at 2007-03-29 10:37:05, 2007-03-29 10:37:05 | Bağlantılar | |
el kadar kız'dan
uzun zaman ortalarda olmamak kötü bişi.blog yenilenmiş,yazılar fevkaladenin fevkinde:D (ciddiyim)gelişme göstermiş ve ben bu olanlara yeni yeni katılabiliyorum.döndüm ve buralardayım görüşürüzz..
Posted by yagmurlagelen at 2007-03-28 12:02:02, 2007-03-28 12:02:02 | Bağlantılar | |
düş
..

ballı muzlu süt bıraktım..kurabiyelerle iyi gider

..

gönlünce
Posted by ipeksol at 2007-03-27 01:01:52, 2007-03-27 01:01:52 | Bağlantılar | |
:))
ben yaptım :)))) ay tozu eksik biraz da oksijeni, nefessiz kaldım
Posted by turkanka at 2007-03-26 21:25:08, 2007-03-26 21:25:08 | Bağlantılar | |
Merhaba,
O kadar enteresansınız ki bloğunuzu gezerken karşıma korkunç birşey ya da dumura uğratacak bir resim çıkacak diye korkuyorum :) Çünkü yoğun zekâ sonucu oluşmuş düşünce yazıları beni korkutur :) Yoksunuz bir varsınız, bir yok oluyorsunuz, yaptığınız kurabiye pişmemiş söyleyen oldu mu ???

Saygılar...
Posted by insansevgidir at 2007-03-26 14:59:30, 2007-03-26 14:59:30 | Bağlantılar | |
düş
..

unun küflü, yumurtan bayat, bademin gevşemiş bile olsa , hatta bu malzemelerle yapacağın kurabiye yüzde yüz hatalı ve mide fesadına müsait bir durum oluştursada......yine de ne var biliyormusun aydaki adam.."gayret" etmek..yapmaya..ne olursa olsun şartları oluşturmaya, bir şeyleri bulup bir araya getirmeye..yoktan var etmeye..hatta hiç olmayacağına bu kadar eminken "ümit etmeye"..ve malzemen olmasada -henüz- tarifi elinde bulunduran kişinin sen olmasına..bu yetmez mi

..


gönlünce kal


..

Posted by ipeksol at 2007-03-20 17:24:22, 2007-03-20 17:24:22 | Bağlantılar | |
Dünyadan Ay'a iki satır (düzelttim)
Benim küflü kurabiyelerim..Ben artık yemiyorum sizi..Hayat kadar bayatsıznız akın artık şekerpareler aldı yerinizi..Haydi kurabiyeler sizde terfi edip yüzdürün gemilerinizi hayal denizinde..
Posted by eJe at 2007-03-18 22:16:25, 2007-03-18 22:16:25 | Bağlantılar | |
dünyada ay'a iki satır
küflü kurabiyeler .. ben artık yemiyorum sizi..hayat kadar bayatsıznız..bakın artık şekerpareler aldı yerinizi..haydi kurabiyeler sizde terfi edip yüzdürün gemilerinizi hayal denizinde..
Posted by eJe at 2007-03-18 21:47:04, 2007-03-18 21:47:04 | Bağlantılar | |
iz'i yok belki de geçmişin.. "lunatik sapma"
iz'i yok belki de geçmişin.. adı üstünde geçmiş.

tüm savaşım bu işte.. kurabiyeni sonuda öyle. dışarıya açılan kapılar, ağızda dağılan tatlar ve sonrası herşey birer yanılsama.. olduğumuzu sanmamız bile birer kabahat.. bakkal amca, süper market, ay tozu, tozlu raflar ve bir hintlinin hiçlik mücadelesi.. nirvana beni a'rafına alsana demeye kimin gücü var...

iç sesle yoğrulmuş bir kurebiyenin, dış sesle cevaplanışı..
efendim tatmak için geceyi beklenizi notu iliştirseniz daha mı yeğ'di....

ikona
Posted by ikona at 2007-03-18 11:04:58, 2007-03-18 11:04:58 | Bağlantılar | |


Yorum Ekle

<<önceki sayfa |/|sonraki sayfa>>