Aydaki AdaM
10/29/2006
GECIKMELI EGLENCE: KARAGOZ HACIVAT

 AYDAKİ ADAM'DAN GECİKMİŞ RAMAZAN EĞLENCESİ

KARAGÖZ VE HACİVAT: (BİR NEVİ) MATRIX'TE             

 

-Mekan Karagöz’ün bahçesi, gün, dış çekim.-

-Muzik jenerikle birlikte akar, sonra azalır.-

-Hacivat sağdan girer, Karagöz’e yaklaşır. Yakın çekim. Muzik susar, kuşlarsa ötmeye devam ederler. –

              

HACİVAT: Hey lanet olsun adamım bana bir eğlence medet!

KARAGÖZ: Af edersiniz bayım anlayamadım? Seni tanıyor muyum?

HACİVAT:  Hi Hack!

KARAGÖZ: Bak ahbap burası özel bir mülk ve sen şu anda benim bahçemde dikiliyorsun.

HACİVAT: Sakin ol dostum sadece konuşacağız, bilirsin işte oradan buradan.

KARAGÖZ: Bak ahbap seni tanımıyorum beni anladın mı? Senin lanet sohbetini de duymak istemiyorum, beni anlayabiliyor musun? Dilimizi biliyor musun? Bak istersen dudaklarımı oku : istemiyorum! Nesin sen ha göçmen falan mı? Göçmen bürosunu aramama ne dersin?

HACİVAT: Hey neyin var senin adamım. Buraya problem çıkarmaya gelmedim sadece söyleyeceklerimi duymak istersin sanırım.

KARAGÖZ: Bak al şu on papeli ve git buradan!

HACİVAT: Senin lanet paranı istemiyorum neye benziyorum ben ha bir serseriye mi?

KARAGÖZ: O zaman benim kırkbeşliğimin soğuk namlusunu yüzünde hissetmeye ne dersin ha?

HACİVAT: Biraz sakin ol dostum, çok sinirlisin. Sadece sözlerimi dinle. Tüm istediğim bu. Ahbaplar arasında biraz sohbet hepsi bu.

KARAGÖZ: Hey anlamıyor musun? Biçilmesi gereken çimlerim ve onarılması gereken bir garajım var. Seninle burada durup çene çalacağımı mı sanıyorsun? Neyim ben ha! Senin birkaç papele kiraladığın tatlı sohbet arkadaşın yada birkaç biradan sonra sorunlarından, karından ve lanet trafikten bahsettiğin bir barmen miyim? Burası benim lanet olası bahçem ve sen benim çimlerimin üzerinde duruyorsun anladın mı beni iyice! Şimdi ben polisi aramadan buradan toz olsan iyi edersin!

HACİVAT: Biliyor musun bana yıllar önce yaşadığım kasabadakileri hatırlattın. Orada da bir yabancıya iyi gözle bakılmaz. İyi birkaç arkadaş edinmek istiyorsan o lanet çöl kasabasında en az bir yılını geçirmelisin ama insan delirebilir orada beni anlıyor musun adamım, insan delirir. Nerdensin sen güneyden mi?

KARAGÖZ: Bu seni hiç ilgilendirmez.

HACİVAT: Aksanından söz ediyorum. Bir güneyliyi andırıyor sanki.

KARAGÖZ: Sensin lanet olası gübreli yanki!

HACİVAT: Oh dostum sözlerimi yanlış duyup  anladın sanırım ve bu hiç hoş değil.

KARAGÖZ: Bak ahbap sana neyin hoş olduğunu söyleyeyim mi, şimdi ben üçe kadar sayacağım eğer buradan kaybolmazsan lanet olası kırkbeşliğimin tüm şarjörünü üzerine boşaltacağım ve seni kevgire çevireceğim işte hoş olan bu!

HACİVAT: Sen hiç laftan anlamaz mısın adamım, buraya sana bazı önemli şeyler söylemeye geldim ve senin şu tavrına bak!

KARAGÖZ: Tavana mı bakayım?

HACİVAT: Oh yüce tanrım! Yine yanlış anlıyorsun. Senin sorunun nedir adamım, kulaklarından bir sorunun mu var, o sorunlu lanet kulaklarını aç ve beni dinle buraya seni uyarmaya geldim sadece hepsi bu! Sadece senin ve gördüğün yaşayan herkesin kurtuluşu için, beni anlıyor musun?

KARAGÖZ: Bak adamım senin misyoner laflarına ayıracak vaktim yok benim, istersen sana biraz kullanılmış giysiler ve biraz da şekerleme getireyim beklersen ama tüm yapacağım bu, sonra da ikilersin tamam mı?

HACİVAT: Dinle beni üşütük kulak! Ben misyoner falan değilim. Sana bilmen gereken ve aklının alamayacağı bir şeyden söz etmeye geldim. Sana gerçeklikten ve gerçeklik sandığın şeyden söz ediyorum dostum!

KARAGÖZ: Bana bak hemen şu lanet konuya gelmeye başla yoksa sabrım taşacak, sabrım taştığında burada  olmak istemezsin ahbap, evet asla istemezsin bunu.

HACİVAT: Gerçeklikten söz ediyorum adamım, hani şu olduğumuzu saydığımız şeyden.

KARAGÖZ: Ne olmuş gerçekliğe?

HACİVAT: İşte bu gerçek sandığımız gerçeklik bir düzmeceden ibaret. Şu etrafında gördüğün insanlar ve sen de dahil size sunulanın gerçek olduğunu sanıyorsunuz oysa etrafına bak bu yaşadığın şey gerçek değil tamamen yapay. Sadece olduğu gibi kabul ettiğimiz bir dünya ve gerçeklik ortaya çıkarılmayı bekliyor ve bu yüzden buradayım.

KARAGÖZ: Burası özgür ve ülke ve ben ülkesini seven bir vatandaşım dostum ve senin zırvalıklarını dinlemek istemiyorum.

HACİVAT: Söylediklerimin tek kelimesini bile anlamıyorsun değil mi ha? Sorun yapaylık dostum, bu ev, bu sokak, bu yaşam hiçbiri aslında yok! Gerçek dünya aslında böyle değil ve içinde bulunduğumuz hayat sanki gerçekmişçesine bize yaşatılıyor.

KARAGÖZ: Her şey gerçek dostum, kafasında çatlaklar bulunan lanet olası gerçek olmayan çılgın sensin. Haydi uzaklaş buradan.

HACİVAT: Beni iyi dinle ve cevap ver, neden iki boyutluyuz hiç düşünmedin mi? Evet söyle bana?

KARAGÖZ: Sen neden bahsediyorsun kaçık?

HACİVAT: Bak bu evin, araban, her şey iki boyutlu dostum ve tamamen deriden yapılma. Hangi sersem bunların gerçek olduğuna inanır söyle bana!

KARAGÖZ: Seni bilmem ama benim boyutlarım tam hem de seni buradan bin mil uzağa tekmeleyecek kadar.

HACİVAT: Neden burada gelip bunları sana anlatıp vakit harcıyorum düşünsene!

KARAGÖZ: Yapacak daha iyi bir işin olmadığı için mi? Bak adamım birazdan barbekü yapacağım gidip neden biraz kömür almıyorsun , hadi katıl bana ve böyle konuşmayı kes.

HACİVAT: Hepimiz aslında bir perde üzerinde yaşıyoruz, birer gölgeyiz bu perdeye düşen ve etrafta gördüğün her şey iki boyutlu . Dev bir mum ışığını bu perdeye düşürerek bizi bu dünyanın gerçek olduğuna inandırmaya çalışıyorlar ve biz buradan çıkıp gerçek hayata ulaşarak tüm bu saçmalıklardan kurtulabiliriz.

KARAGÖZ: Biz mi?

HACİVAT: Evet dostum, biz, sen ve ben, bunu başarabiliriz . Takım olmaktan söz ediyorum beni anlıyor musun?

KARAGÖZ: Sen sarhoş falan mısın ahbap, seni tanımıyorum ve neden bahsettiğini anlamıyorum bile. Burada her şey  gerçek ve buradan gitmezsen seni bu gerçekliğin cehennemine yollayacağım.

HACİVAT: Değil ve ben buradayım çünkü senin bu yapaylıktan kurtulmada bana yardım edeceğini biliyorum. Çünkü adamım sen: seçilmiş kişisin.

KARAGÖZ: Kes şu saçmalığı.

HACİVAT: Bize sopalar takılıyor ve bu perde üzerinde oynatılıyoruz düşün evet bunu düşün. Neden iki boyutluyuz, neden dümdüz bir perde üzerindeki gölgeleriz düşün. Sana iki seçenek getirdim cebimde, işte bak, bu kırmızı şerbet bunu içersen kaldığın yerden hayatına devam edersin ve bu konuşma hafızandan silinir eğer bu mavi şerbeti içersen o zaman bu yapaylığı fark edecek ve buradan kurtulmak için bana katılacaksın.

KARAGÖZ: Cebinde şerbet mi taşıyorsun, sen nasıl bir delisin bana söylesene.

HACİVAT: Bunu ben de anlamadım bir tür kurgu hatası sanırım. Daha draje halde iki seçenek sunmak isterdim ama buradan kurtulmamızı istemeyen perde oynatıcıların perde programına kattıkları bir oyun olsa gerek. Neyse önemli olan bu değil şimdi vakit kaybetmeden seçimini yap.

KARAGÖZ: Ne olduğunu bilmediğim bir şeyi içemem dostum, uzun zamandır temizim ben ve kimyasal şeylerden uzak duruyorum. Onların içinde bazı mantar türlerinden olmadığını nerden bileceğim.

HACİVAT: Hadi bırak ödlekliği ve seç. Vaktim az yakalanabilirim. Bak şu ileride siyah kasket takmış adamları görüyor musun buraya yaklaşan, onlar beni fark etmeden gitmeliyim.

KARAGÖZ: Federaller mi?

HACİVAT: Hayır onlar bu perde sahiplerinin bu gerçeklik dışına çıkmak isteyenleri yakalamak için yarattığı Tuzsuz deli Bekir ajanları. Kabul edersen doğru seçimi onları haklayabilirsin çünkü sen seçilmiş kişisin.

KARAGÖZ: Sensin serpilmiş dişi!

HACİVAT: Bu son yanlış duyup anlama biraz abartılı olmadı mı sence?

KARAGÖZ: Sana katılıyorum. Biraz da ben abartmak istedim galiba neden bilmiyorum, kafam biraz karıştı sanırım ondan.

HACİVAT: Lanet olsun bu tarafa yaklaşıyorlar al bu şerbetlerden doğru olanı seç sonra ben yine geleceğim. Son bir söyleyeceğim var adamım sakın unutma görürsen eğer: Beyaz zenneyi izle.

KARAGÖZ: Beyaz zenne?

HACİVAT: Evet o da bizden ve sana yardım edecek o geldiğinde onu dinle , tekrar karşılaşacağız şimdilik bye.

 

-Hacivat çıkar , Karagöz elindeki şerbetlere bakar, görüntü şerbetlere yaklaşır, muzik girer, ekran kararır.-

-Birkaç saat sonra ,gün,  Karagöz’ün bahçesi, dış çekim, Beyaz zenne sağdan girer.-

 

BEYAZZENNE: Selam yakışıklı!

KARAGÖZ: Sen de kimsin?

BEYAZZENNE: Ben sana yardımcı olacak olan beyaz dansçı zenneyim, Hacivat bensen sana söz etmiş olmalı. Umarım seçimini yapmışsındır, gerçek dünyaya ulaşma konusunda sana yardım edeceğim, beni izle.

KARAGÖZ: Bana bak ucube, yardıma ihtiyacım yok benim, kaybol buradan!

 

-Karagöz zenneyi kovalar, zenne kaçar görüntüden çıkar.-

-Birkaç saat sonra, gün, Karagözün bahçesi, dış çekim, Hacivat sağdan girer.-

 

HACİVAT: Kovmuşsun zenneyi.

KARAGÖZ: Evet.

HACİVAT: Seçimini yaptın mı?

KARAGÖZ: Sayılır.

HACİVAT: Hangisini içtin?

KARAGÖZ: İkisini karıştırıp içtim.

HACİVAT: Kahretsin! Neden öyle yaptın ki?

KARAGÖZ: Bilmiyorum ama şunu anladığımı söyleyebilirim, insan kendi gerçekliğini aslında mekanın ve zamanın ötesinde özünde ancak fark edebilir ve tüm duyumlarının ve hislerinin zihnine düşürdüğü gölgeler ile kendi gerçekliğini izah edebilir. Gerçek mum insanın zihninde yaratabildiği ve her iç bakışıyla yeniden inşa etmesi gerektiği özündeki saf ışıktır; yaşamsa, sadece hayata düşürdüğümüz gölgemizdir ve nerede olursa olsun o gölge küçük büyük acılarla , küçük büyük mutluluklarla, tutkuyla yahut zerafetle; merakla yahut farkındalıkla büyür uzar yada küçülür ve kaybolur. Gölgenin bedeni onun hayal gücüdür belki de.

HACİVAT: Öyle ise yıktın perdeyi eyledin viran, gidip sahibine haber vereyim heman.

KARAGÖZ: Olur.

 

-Hacivat çıkar, karagöz çıkar, muzik girer, ekran kararır, müzik çıkar, kuşlar hala ötmeye devam ederler-

 

-SON-

 

 

 

 

posted by aydakiadam at 05:52 | in: ARKADASLIK
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar (19) | Yorum Ekle

|1/3|sonraki sayfa>>